Menu

Mistik bir tatil isteyenlere

Mistik bir tatil isteyenlere

İnsan oğlu doğaüstü olaylara ve dini konulara son derece büyük bir ilgiyle yaklaşıyor. Mısır’daki piramitlerin ve Hindistan’daki tapınakların bu kadar çok ziyaret edilmesini başka türlü nasıl açıklayabiliriz ki? Siz de tatilde içsel bir arınma ve farklı dünyalara yolculuk etme fırsatı yakalamak istiyorsanız rotanızı sizler için çizdik bile...

Mısır
Keops, Kefren, Mikerinos üçlüsü, dünyaca ünlü Gize Piramitleri’nden en bilinenleri. Uzaylılar mı yaptı, yoksa milyonlarca kölenin yıllar boyunca uğraşıp yaptıkları bir eser mi bilinmez ama belki de sırf bu piramitler yüzünden Mısır dünyanın en mistik gezi rotaları arasında yer alıyor. Örneğin Keops, üç milyon adet taş bloktan oluşuyor ve tam 30 senede inşa edilmiş. Gezdirilen her bir piramidin içinde kendinizi milyonlarca yıl önceye gitmiş gibi hissediyorsunuz. Labirente benzeyen daracık koridorlarında bir keşfe çıkarken yanınızda mutlaka bir tur rehberinin bulunmasını isteyin, aksi taktirde bu kral mezarlarında kaybolmanız işten bile değil. Mısır’ın mistik ambiyansına katkı yapan bir diğer değerse, adeta bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla akan Nil Nehri. Bu nehir boyunca dolaşırken güneşin yavaş yavaş batışını izleyip eski şehir izlerinden lüks otellerin ışıklarına doğru uzanan büyüleyici bir gezi yapabilirsiniz. Dünyanın yedi harikasından ikisinin bulunduğu Mısır, aynı zamanda devasa çölleri ve deve kervanıyla yapılan seyahatleriyle benzersiz bir tatil deneyimini garantiliyor. Bu çöl turu hem piramitleri bambaşka bir açıdan görme imkanı verecek, hem de çölleri geçen kervanların yoluna ortak olabileceksiniz. Deveye binmekten çekiniyorsanız atlar ve faytonlar sizleri bekliyor.

 



Müzeyi ziyaret
Piramitleri gezdikten sonra dönemin ruhunu iyice kavrayabilmek için Kahire Müzesi’ne mutlaka gitmelisiniz. Piramitlerin içinden çıkarılan mumyalar, değerli ve gündelik eşyalar, masklar, heykeller görmeye değer. Dünyanın en büyük hazinelerinden birinin sergilendiği müze, yarısı sökülmüş marley yer döşemeleriyle, tozlu, havasız ortamıyla sizi biraz şaşırtabilir. Rehbersiz bu müzeyi gezmeyi aklınızdan bile geçirmeyin. Tutankamon hazinesi sizi büyüleyecektir, fakat sinekleri bile mumyaladıklarını görünce küçük dilinizi yutabilirsiniz. Kahire’de, bizdeki Kapalıçarşı’ya denk düşen Khan el Khalili, mutlaka görmeniz gereken bir çarşı. Tarihi 14. yüzyıla dayanan bu çarşı mistik atmosferiyle, alışveriş tutkunlarının mabedi. Baharat dükkanları, bakır eşyalar, renk renk eşarplar ve kumaşlarla tam bir cümbüş yeri burası. Çarşının dar sokaklarında kalabalığa karışıp adeta kayboluyorsunuz. Alışverişten ve gezmekten yorulduğunuzda, yorgunluk kahvenizi içmek için çarşının içindeki tarihi kahveye kendinizi atabilirsiniz. Kahvenizin yanında ‘shisha’ dedikleri bizim bildiğimiz nargilenin her çeşidi var.

Efsanelerin nehri Nil
Tekneyle Nil Nehri’nde gezi yapmak için kuşkusuz en iyi zaman akşamüstü. Yelkenliler, küçük kayıklar, su kenarında piknik yapan halk, otlayan inekler ilk göze çarpanlar... Pespembe gökyüzü, güneşin kendini iyice saklamasının ardından, adım adım saks mavisine dönüyor.

2011-28-gezi-hindu 2011-28-gezi-varanasi-ghats-kuleleri

Hindistan
Hindistan olağanüstü mistik bir ülke.12-17. yy arasında sıkışmış kalmış sanki. Tarih kitaplarının yapraklarında bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorsunuz. Çok garip bir enerjisi var. Ya size uyuyor, ya da uymuyor. Hindistan’da aynı yerlere gidip, aynı tecrübeleri yaşayan ama benzer his ve düşüncelerle geri dönmeyen pek çok insan var. Bozulmamış, saf, samimi, yoğun kültürel mirasını az beslenen cılız nüfusu üzerinde taşıyan, önemli medeniyetlere ev sahipliği yapmış, sömürge geçmişine rağmen hâlâ özgün kimliği ile varlık gösteren bu bereketli topraklara seyahat, adeta mistik bir masal gezegenine sürüklüyor. Gerçek ama sanki sürreal. İnşa edilen her anıtın bir sonrakinde daha büyük, daha gösterişli ve eşsiz bir mimariyle yapılması; zenginliği, vizyonu, sevgiyi, aşkı, bazen üzüntüyü ve elbette gücü gösteriyor. Bu coğrafya tarihi boyunca, hep ihtişam içinde yaşamış. Tahta geçen daha da iyisini inşa etme yarışına girmiş. Zengin kültür, din ve dil çeşitliliği içinde yoğrulmuş bu devasa ülke, tek başına kıta sayılabilecek büyüklükte. 1.2 milyar nüfusu ve bilişim teknoloji liderliğine soyunması ile geleceğin en büyük ilk iki ekonomisi içinde yerini garantileyen bu topraklar, müthiş bir dinamizmi içinde barındırıyor. Ülkenin farklı bir enerjisi var. Belki de bunun sebebi ülkenin her yerine yayılmış Hindu Tanrıları’nın mistik gücüdür.

Ülkeye gelmeden önce bilgilenmekte fayda var
Ülkedeki sağlık sorunlarıyla ilgili çok sayıda kitap yazılıyor. Bu kitaplardaki uyarıları okuyun ama kabusunuz yapmayın. Elbette temkinli olup, riskleri bilmekte fayda var ama o kadar da ciddiye almayın. Hepatit B’ye karşı korunup korunmadığınızı öğrenin. Alışık olmadığınız bakterilere karşı bağırsaklarınızı bozabileceğinizi bilin. Yanınıza mutlaka antibakteriyel ıslak mendil almayı unutmayın. Hindistan’a gelip de mutfağının ve meşhur baharatlarının tadına bakmadan geri dönmeyi düşünmeyin. Zaten bu ülkede baharattan kaçmanıza imkan yok. Baştan teslim olmak ve alışmaya çalışmak en iyisi. Yeniliğe açık oldunuz mu, inanılmaz lezzetlerle tanışacaksınız. Özellikle güney mutfağından harika yemekler sunuluyor. Biraz yağlı olmakla birlikte, bol soslu bir yemek, mutlaka pilav ile birleştiriliyor. Yemek, sağ elin parmak uçlarıyla yeniyor. Çok lüks yerler dışında masada bıçak asla bulunmuyor. Dünyanın en büyük çay üreticilerinden biri olan Hindistan’da çay o kadar önemli ki, sadece bir içecek olarak değil, tarihte ilaç olarak da görülmüş ve kullanılmış. İngilizler’in kıtaya gelmesiyle, büyük potansiyeli, seri üretime geçirerek önemli bir çay endüstrisi oluşturmuşlar.

2011-28-gezi-tac-mahal 2011-28-gezi-khan-el-khalili-carsisi

Kutsal hayvanlara dikkat
Hindistan’ı gezerken yanınıza yaklaşıp çantanızı karıştırmak isteyen bir maymuna ya da yol üzerinde trafiği aksatma pahasına yatıp güneşlenen bir öküze rastlamanız son derece mümkün. Bu anlamda hiç de alışık olmadığınız manzaralara karşı kendinizi hazırlamakta fayda var. Her an karşınıza maymun, inek, öküz, sincap ve sıska bir köpek çıkabilir. Hörgüçlü beyaz öküzler, Hindistan’ın tüm ağır tarım işlerini üstleniyorlar. Bu güzel hayvanları sevmemek mümkün değil, çok zararsızlar! Öküzler, ayrıca öldüklerinde bir de deri endüstrisine katkıda bulunuyorlar. İnekler kutsal kabul edildiğinden, öldüğünde bahçeye gömülüyor ve üzerine ağaç dikiliyor. Eti ve derisi kullanılmıyor. Köylerdeki inekler biraz daha şanslı ama şehirlerdeki inekler ağırlıklı olarak sokaklardaki çöplerden besleniyorlar.

Alışveriş zamanı
Hindistan’da yerel pazarlardan alışveriş yapmıyorsanız mutlaka satıcılarla pazarlık edin. Bu bazen dakikalar, bazen de saatler süren zor bir süreç olabiliyor. Ama sonunda ipek eşarplar, mermer biblolar ve sandal ağacından oyulmuş heykeller ödülünüz oluyor. Doğal bitkilerden yapılmış kozmetik ürünler de sevdiklerinize alabileceğiniz hediyeler arasında.

2011-28-gezi-tokyo 2011-28-gezi-kabuki

Japonya
Karate filmlerinden aşina olduğumuz Japonya tarihi, yüzyıllar öncesine dayanıyor. Kültüründe çok sayıda mistik efsane barındıran Japonya; tapınakları, kiraz ağaçları, ikebanası ve bonzai ağaçlarıyla sizleri adeta masalsı bir dünyaya çağırıyor. 9. yüzyılın sonunda Çin etkisinden kurtulan ülke, kendi tarihi ve kültürel değerlerini oluşturmaya başlamış. Ülkenin pek çok yerinde görebileceğiniz çatıları kıvrık tapınaklar ve önlerindeki bahçeler, benzerine dünyanın hiçbir yerinde rastlayamayacağınız mistik ve görsel bir atmosfer sunuyor. Japonya’da genelde Budist tapınakları olduğunu belirtmekte fayda var. Özellikle tarihleri yüzlerce yıl önceye dayandığı için buradaki yapıların da pek çoğu tarihi eser niteliğinde… Ülkenin hemen her yerine hızlı trenlerle gitmek mümkün ancak bu bile Japonya’nın size sunduğu mistik atmosferin dağılıp gitmesine izin vermiyor.

Mutlaka görün
Fuji-Hakone-Izu Ulusal Parkı’ndaki Hakone-Yumoto kaplıca merkezi sıcak sularla arası iyi olanlar için biçilmiş kaftan. Japonlar’ın ‘sento’ dedikleri geleneksel hamamlar, günümüzde hâlâ evlerinde ofuro (banyo) bulunmayan Japonlar’ın günlük banyolarını yapmak için gittikleri bir yer. Eskiden aynı Türk veya Roma hamamlarında olduğu gibi sentolar insanların buluşup konuştukları, dedikodu yaptıkları yerlermiş. Yolculuğunuza iki eski başkent olan Kyoto ve Nara’yı ziyaret ederek devam edebilirsiniz. Burada bulunan ve ‘Beyaz Balıkçıl Kalesi’ olarak bilinen Himenji Kalesi sizleri geçmişe, samurayların ihtişamlı dönemlerine götürecek. Kaleden görülen geleneksel şehir manzarasıysa mutlaka kayıt altına alınmalı. Japonya’ya kadar gitmişken en az kendileri kadar ünlü ve mistik bahçelerini gezmemek olmaz. Ülkenin en güzel üç bahçesinden biri olan Korakuen Bahçesi etkileyici tasarımı ve bahçenin ortasına kondurulmuş havuzuyla insana benzersiz bir dinginlik sağlıyor.

Kimonolar, küçük evler ve tapınaklar
Nara’yı dolaşırken kendinizi tarih öncesine gitmiş ve Japon kültürünün göbeğindeymiş gibi hissediyorsunuz. Kimonolar, terlikler, küçük evler, Budizm anlayışı ve tapınaklar, hepsini Nara’da bulabilirsiniz. Japonya’nın en eski tapınağı olan Mutluluk Üreten Tapınağı’nı, Kırmızı Tapınak, Pagoda Tapınağı’nı, Nara Parkı’ndaki tapınakları ve parkın içinde bulunan geyiklerini görebilirsiniz. Bu şehri gezdikten sonra sırada tapınaklarıyla meşhur şehir Kyoto var. Burada en çok ilgi gören yerse, bütün Kyoto’yu tepeden gören terasıyla meşhur Kıyomizu ve ‘altın ev’ olarak bilenen tapınak.

2011-28-gezi-gyoza 2011-28-gezi-kyoto

Ne yemeli, ne almalı?
Japon mutfağının sadece sushi’den oluştuğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. ‘sashimi’, sushi benzeri ancak tek farkı içinde pirinç olmaması ve soya sosu konularak yenmesi. Japonya’nın Türk yemeklerine benzeyen lezzetleri de yok değil, örneğin mantıya benzeyen ‘gyoza’ oldukça seviliyor. Eğer pilav seviyorsanız, ‘gohan’ı sipariş edebilirsiniz. Ancak yemeğin tuzsuz servis edildiğini hatırlatalım. Zaten ülke genelindeki en önemli şey restoranlarda tuz bulma konusunda yaşayacağınız zorluk olacak. Alışveriş için Tokyo’yu ve Osaka’yı seçebilirsiniz. Büyük alışveriş merkezleri ve birçok ünlü butik bu şehirlerde yer alıyor. Teknolojinin merkezine gelip de elektronik aletler almamak olmaz. Aradıklarınızı genellikle Tokyo’daki büyük alışveriş merkezlerinde bulabilirsiniz. Japon kültürüne ait değerler
Geyşa kültürü
Günümüzde kelime olarak biraz çarpıtılmış olsa da, geyşalık Japonlar’a atalarından, 11. yüzyıldan kalmış olan bir sanat. Geyşalık; oturma, kalkma, sanatın birçok dalıyla uğraşma, dans etme, güzel konuşma gibi sıkı disiplin gerektiren çeşitli eğitimlerin sonucunda kademe kademe edinilen bir mertebe.
Origami
Japonya’nın dünyaya armağanı olan Origami, kağıt katlama sanatı olarak adlandırılıyor. Özellikle turna kuşu şeklinin uğur getirdiğine inanan Japonlar bu inançlarını sanata dönüştürüp, çeşitli festivaller ve törenlerle origamiyi bir görsel şölene çevirmeyi başarıyorlar.
Bonsai-İkebana
Bonsai, ‘saksıdaki ağaç’, ikebana ise; ‘yaşayan çiçek’ anlamına gelir. Her ikisi de minyatür ağaç sanatıdır. Japonlar’ın modern bir hayat içinde yaşayarak, doğaya olan saygılarını simgeler.
Banruki (Japon kukla sanatı)
Neredeyse yarım insan boyutunda olan kuklalarla, tiyatro sahnelerinde genellikle sosyal içerikli konular işlenir.
Kabuki
Geleneksel Japon tiyatrosudur. Kıyafetler, renkli dekorasyonlar içinde sergilenen bu sanat dalının konuları, tarihsel ve melodram ağırlıklıdır.

Nasıl gidilir?
Mısır
THY-Tel: 0212 444 08 49
Mısır Havayolları (Egypt Air)
Tel: 0212 231 11 26 / 27
Hindistan
THY-Tel: 0212 444 08 49
Emirates Airlines
Tel: 0212 315 45 45
Japonya
THY-Tel: 0212 444 08 49
JAL (Japanese Airlines)
Tel: 0212 233 08 40

Erdinç YAPAN


Ortam

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Sevimli Tehlikeli oyuncularının Hafta Sonu çekimi

0:00 Play

Demet Akalın röportajı kamera arkası

0:00 Play

Hepsi

Röportaj

Moda & Güzellik