Menu

Hayatı yavaşlattığım ülke

Hayatı yavaşlattığım ülke

Murat Evgin’in havaalanında eğlenceli bir macerayla başlayan Kore seyahati, duygusal insanları, görkemli sarayları, bizim Eminönü’ne benzeyen semtleri ve damaklara bayram ettiren yiyecekleriyle gezi sayfamızın bu haftaki konusu. Evgin, yeni şarkısının klibinin ön çekimleri için gittiği Güney Kore’nin başkenti Seul’de yaşadıklarını Hafta Sonu için son derece eğlenceli bir dille kaleme aldı

 

Kore’nin Çılgın Proje’si

gezi-2

Sabah 10.00 uçağıyla 10 saat süren bol filmli bir yolculukla Kore’ye vardık. Güney Kore’nin en büyük havaalanı olan Seul Incheon Havaalanı, Seul’un bir saat dışında Yeongjong and Yongyu adalarının arası doldurularak yapılmış yapay bir adada bulunuyor. Bu da Korenin ‘Çılgın Proje’si olmalı… Ama havaalanın içi daha çılgın! ACI (Airport Council International) tarafından verilen ‘Dünyanın En İyi Havaalanı’ ödülünü dokuz yıl üst üste alan Incheon Havaalanı’nda golf sahasından SPA’ya, kumarhaneden buz pateni sahasına, yok yok... Ama rötar da yok ki bunları adam gibi değerlendirelim… Koreli meditasyon hocam Sun Woo, “Limuzin gelecek, şu bankta bekleyelim” dedi. Dışımdan ”Yahu zahmet oldu, ne gerek vardı şimdi limuzine?”, içimden de “Vay be! İlk Uzakdoğu seyahatim güzel başladı! Havaalanından limuzinle alıyorlar. İşte sanatçıya saygı bu kardeşim” dedim. Baktım bizim Sun Woo Hoca sürekli otobüs durağını kesiyor, anlam veremedim. Derken bir otobüsü görünce “Hadi, gidiyoruz” dedi “E, hani limuzin?” dedim; “İşte bu” dedi Türkiye’de 30 sene önce bindiğimiz kıvamdaki otobüsü göstererek... Meğerse buralarda bu otobüslere ‘Limuzin servis’ diyorlarmış. ‘Servis’ kısmı doğru da limuzin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim...

Seul’un Bahariye’si

gezi-3

Şehir merkezinde saraylara, Seul’un Bahariye’si diyebileceğimiz Insadong Caddesi’ne yakın olan otelimize vardık. Artık oteller her yerde birbirinin aynı maalesef. Bir otantiklik aramak boşuna. Yalnız otelin tuvaleti bayağı bir farklı idi. Rahatınız için her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş; sıcak hava üflüyor, su püskürtüyor… Hemen fotoğrafını çekip Facebook’da üyesi olduğum Tuvalet Kulübü’ne / Toilet Club yolladım. Burası dünyanın dört bir yanından ilginç tuvalet fotoğraflarının yer aldığı bir sayfa. Insadong Caddesi, iki tarafı dükkanlar, sanat galerileri ve restoranlarla çevrili güzel bir cadde. Burada Kore’yi hatırlatan hediyeler satan dükkanlar, antikacılar, el işi dükkanları ve sanat galerileri bulabilirsiniz. En ilginç dükkanlardan biri iki katlı bir çay dükkanı idi. Bu kadar çeşitli çayı ülkemizde bulmak zor. Ahşaptan yapılmış eski Kore evlerini andıran bir çay bahçesine gittik, önümüze öyle bir menü geldi ki hangisini içsek diye yarım saat karar veremedik. Küçük bardaklarda yavaş yavaş içilen yeşil çay ve bizdeki lohusa şerbetini hatırlatan, çorba kasesi gibi büyük bir fincanda gelen tarçın çayı favorilerim arasındaydı. Insadong’da bir de Çay Müzesi var, müzede Uzakdoğu’nun havasını taşıyan özel tasarım porselen çay takımlarının yanında yıllanmış çaylar bile satılıyor. Uzaktan bakıldığında daire şeklinde bir dikenli tel gibi gözüken çaylar 150-200 dolar civarında


Çok sıcak insanlar

gezi-4

Koreliler yapı olarak bize çok benziyor, bizler gibi duygusallar. Tanıştığınız ve konuştuğunuz zaman bunu hissediyorsunuz. Bir de tabii burada sürekli saygıdan dolayı bir eğilme durumu var. Eğilerek selam vermek el sıkışmaktan daha geçerli. Kore’de yemek deyince akla ilk olarak pirinç geliyor. Pilav, suşi yiyip üstüne pirinçten tatlılar yediklerini görünce “Pilav yiyip üstüne yine pirinç mi yiyorsunuz” diye takılıyorum. Tabii pilavın yanında bançan dedikleri bizim mezelere benzeyen küçük tabaklarda gelen, otlar, sebzeler var. Tadı en farklı olan, mayalanmış kırmızı biber, sebzeler ve çin lahanasından yapılan ‘kimçi’ idi. Restoranlar kendin pişir kendin ye mantığında, eti masaların orta yerindeki ızgarada kendin pişiriyorsun. Bir de makas getiriyorlar masaya, origami falan mı yapacağız acaba derken meğerse eti bıçak değil makasla kesiyormuşuz, onu öğreniyoruz. Bizim çiğköfte alışkanlığımız gibi genelde eti marula sarıp, marulun içine de otları koyup yiyorlar ve gerçekten çok lezzetli. Sadece bazı köklü otlar çok zor çiğneniyor.

gezi-5

Seyahatlerde normalde yürüdüğümüzden daha fazla yürüdüğümüz için Seul’deki masaj salonları imdadımıza yetişiyor. Özellikle refleksoloji bilgilerine göre yapılan ayak masajı harika. Hem çok uzun sürmüyor hem de duş almanıza gerek kalmadan gezmeye devam edebiliyorsunuz. Heybetli saraylar 1300’lü yılların sonunda yapılmış ve birçok kez yıkılıp restore edilmiş Gyeongbok Sarayı’nı geziyoruz. İnanılmaz büyük bir arazi üstüne yapılmış çok heybetli bir saray. Muhafızların nöbet değişimine denk geliyoruz. Elinde sancaklı, kostümlü muhafızların gösterisini görünce kendinizi eski Uzakdoğu savaş filmlerinin bir sahnesinde gibi hissediyorsunuz. Benim en hoşuma giden yapay bir gölün ortasındaki Hyangwonjeong Pavilion oldu. ‘Ulaşılması zor güzel koku köşkü’ anlamına geliyor. Buranın o kadar güzel bir enerjisi var ki hemen burada bir meditasyon yapıp fotoğraflar çekiyoruz. Şehrin göbeğinde küçük ahşap Kore evlerinden oluşan Bukchon Hanok Köyü, 600 yıl boyunca özenle korunmuş. Sanki gökdelenlerden korkup birbirine sokulmuş bu küçücük evler uzakdoğu mimarisinin izlerini taşıyan çatılar, taş duvarlar, ahşap kapılar ve antika kapı tokmakları ile sizi az ilerdeki şehir merkezinden çok uzaklara götürüyor. Mutlaka gezilmesi gereken bir yer. Burada birçok sinema sanatçısını, şarkıcının yaşadığını öğreniyoruz.

Tapınakta çekim

gezi-6

Namdaemun Pazarı’na Eminönü desem direkt anlarsınız. Burası perdeden çiçeğe, gelinlikten oyuncağa her şeyi toptan fiyatına alabileceğiniz bir yer. Gezmesi ve alışveriş yapması zevkli kalabalık bir yer. Tabii bir de pazarlık durumu var. Aynı bizdeki gibi yani hiç yabancılık çekmezsiniz. Sonuçta Avrupa’da değilsiniz Kore’de normal bir şey pazarlık. Kore’de turistlerin gezdiği birçok Budist tapınağı var. Seul’un bir saat dışındaki Yongmunsa Tapınağı’na doğru yola çıkıyoruz. Yolda sulak pirinç tarlaları, yemyeşil tepeler ve bakmaya doyamayacağınız güzellikte evler var. Yongmunsa Tapınağı yemyeşil bir dağın tepesinde yer alıyor. ‘Hayatı Yavaşlat’ adlı çok konuşulan şarkısız tanıtım filmini burada çekiyoruz. Sevenlerimiz şarkı yerine buradaki derenin ve kuşların sesini dinliyor ve herkes merakla sormaya başlıyor “Bu hayatı yavaşlat nedir Allah aşkına? Film mi, kitap tanıtımı mı?” Tanıtım filminde hem kot farkından hem de her yerin yemyeşil oluşundan çok anlaşılmasa da arkada Asya’nın efsane ağaçlarından biri duruyor. 1000 yıllık tapınağın bahçesinde 1100 yaşında bir gingko ağacı var. Asya’nın en eski ağacı olduğu söyleniyor. Yüksekliği 60 metre, çapı 14 metre olan bu ağacı görünce darısı bizim ağaçların başına diyorum. Malum bizde ağaçlar bizim sayemizde değil bize rağmen büyüyor. 


Dönüş vakti

gezi-7

Kore’deki meditasyon, kore yemekleri, rahatlama teknikleri, yürüyüşlerle dolu günlerimizin de bir sonu var maalesef. Yeni şarkımda söylediğim gibi ‘Hayatı Yavaşlat’tıktan sonra İstanbul’a dönme vakti. Tatillerin en kötü yanı dönüşleri sanırım. Neyse ki döneceğimiz kent ona yaptığımız bütün kötülüklere rağmen hala dünyanın en güzel kentlerinden biri. Önümüzde ‘Hayatı Yavaşlat’ isimli şarkımı taçlandıracak Hindistan seyahati var!


Ortam

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Sevimli Tehlikeli oyuncularının Hafta Sonu çekimi

0:00 Play

Demet Akalın röportajı kamera arkası

0:00 Play

Hepsi

Röportaj

Moda & Güzellik