Menu

‘İnsani tarafım, çizdiğim profilden çok farklı’

‘İnsani tarafım, çizdiğim profilden çok farklı’

Yeşim Salkım, yeni şarkısı ‘Şehrin Işıkları’ ile müzikseverlerle buluştu.

Salkım’ın deyimiyle hayata karşı güçlü duranların ve kalbinde hüznü barındıranların şarkısı olacak ‘Şehrin Işıkları’ bir Yeşim Salkım klasiği olmaya aday. Güzel şarkıcı ile sektöre ilk adım attığı yıllardan yeni şarkısına, yeni olduğu ameliyattan oyunculuğa ve eşi Hakan Eratik’le ilişkisine kadar her şeyi konuştuk

Nuriye KIRMA Fotoğraflar: Eren YİĞİT

Dışarıdan bakıldığında birçok kişiye göre havalı ve snob bir görüntü çiziyor olabilir ama Yeşim Salkım, tanıyabileceğiniz en akıllı, güçlü ve mütevazı kadınlardan biri. 20 yıldır müzik ve oyunculuk sektörünün içerisinde. Bu kadar yıldır ne TV ekranlarında, ne de gazetelerde bir kere bile boş bir laf ettiğini göremezsiniz. Her söylediğinin arkasında duran, ettiği lafın nereye gideceğini bilip de konuşan biri o. Yeni şarkısını konuşmak için Sarıyer’deki evinde buluştuğumuzda, geçtiğimiz ay geçirdiği miyom operasyonunun yorgunluğu hala üzerindeydi. Ama şimdi sağlık durumu gayet iyi ve işlerine konsantre olmuş durumda. Geleceğe dair tek dileğinin kızlarının mutlu anlarına tanık olabilmek için daha uzun yaşayabilmek olduğunu söyleyen Yeşim Salkım, hakkında merak edilenleri anlattı…

Bir ay önce bir ameliyat geçirdiniz. Şimdi nasıl sağlık durumunuz?

Çok zor geçti ama Allah’a şükür şimdi çok iyiyim.

Sanıyorum sahne sonrasında bu durum yaşandı. O gece neler oldu?

Ben uzun zamandır bir miyom taşıyordum ama bu miyom artık çok büyümüş ve bir kitleye dönüşmüş. 20 cm. boyutundaydı ve neredeyse karnımda 5,5 aylık bebek kadar olmuş. Bu da rahime aşırı baskı yapmış ve organların içine doğru büyümüş. Dışarıdan ve ultrasonla bakıldığında bu kadar büyük olduğu görünmüyordu. Ameliyattan sonra doktor da, biz de şok yaşadık. Çünkü kitle gerçekten çok büyüktü. Konserim sonrasında aşırı bir kanamayla uyandım, sonra da hastaneye götürdüler ve orada iç kanama geçirmişim. Hemen müdahale edip iç kanamayı temizlediler. Hastanede kaldım, sonraki gün de İstanbul’a döndüm ve doktorum “Hemen operasyon yapmamız gerekiyor” dedi. Çünkü miyomların kötüye çevirme durumu oluyormuş.

Sebebi neymiş peki bu miyomların oluşmasının?

40 yaştan sonra kadınlarda olabilen bir şey. O yüzden kadınlara zaten sık sık göğüs ve rahim kontrollerinizi yaptırın deniyor. Ne olacağı belli olmaz. Ben çok sık kontrolümü yaptırıyordum. Ben miyomumu ilk öğrendiğimde boyu 3 cm.’di. Sonra hamilelik oldu ve o dönem aşırı kan kaybı olur diye alamadılar. Hamileliğimi de miyomla geçirdim. Bu genelde kadınların sıklıkla yaşadığı bir sıkıntı; bazen göğüste, bazen de rahimde oluyor. Şimdi miyomla beraber rahmim de alındı. Çok şükür bir sıkıntı kalmadı. Dünyada kadınlar bilerek gidip aldırıyorlar. Dikkat etmek lazım böyle şeylere. Yumurtalıklarım var ama keşke yumurtalıklarım da alınsaydı diye düşündüm.

En son Angelina Jolie bu tarz bir riskten dolayı rahmini aldırmıştı…

Evet. Ben yumurtalıklarımı da aldırmayı düşünüyorum. O yumurtalıklarını erken menapoz yaşamamak adına aldırmamış ama benim bu saatten sonra açıkçası çok da umrumda değil. Zaten vücudum erken menapoza girmiştir diye düşünüyorum. Yumurtalıkların artık benim için çok gerekli olmadığını düşünüyorum ve aldıracağım. Kadınlar bunu, ah kadınlığım elden gidiyor şeklinde yorumluyorlar. Fakat hiç öyle değil. Kadınlık rahimle, yumurtalıkla ölçülemez. Sağlık her şey demek. Kimse bu tarz operasyonları ertelemesin.

‘ARTIK ALBÜM YAPMAYACAĞIM’

Yeni şarkınız ‘Şehrin Işıkları’ albümüne ne süredir hazırlanıyorsunuz?

‘Şehrin Işıkları’na aslında üç yıldır hazırlanıyoruz. Çünkü üç yıl önce yapılmış bir çalışma o. Ben şarkılarımı hazırlamıştım ancak dizilerden zaman kalmamıştı. Rakam olarak saydım ve neredeyse 90 bölümdür ekrandayım. Geçen gün, Allah’ım sürekli setteyim herhalde ben dedim kendi kendime. Üç, dört ayda bir artık hazırladığım şarkılarımı dinleyicilerime sunacağım.

Hepsi hazır yani şarkıların ama albüm olarak çıkarmadınız?

Artık albüm yapmayacağım. Şarkıların albüm olarak çıktığında ne şarkıcıya, ne de yapımcıya bir getirisi var. Dünya da artık bu sistemde işliyor. Albüme hiç gerek yok.

Nasıl bir şarkı bekliyor dinleyicileri?

Barlas Erinç’le çalıştım. Barlas’la daha önce de çalışmıştık, o, biraz rock tarafı ağır basan bir arkadaşımız. Çok güzel şarkılar yapıyor. ‘Şehrin Işıkları’ da tam ruh halime uydu. Kıştan bahara geçen bir hali var şarkının. Aslında biraz, sizler, bizler gibi çalışan ve güçlü duran ama aşkta umduğunu bulamayan kadınların şarkısı (gülüyor).

Genelde kendi ayaklarının üzerinde duran ve kendine yetebilen kadınlar aşkta dediğiniz gibi çok başarılı olamıyor. Neden sizce?

Hayat biraz şans ve dengini bulmaktır. Erkek veya kadınla ilgili değil bu, kendine uygun olanı bulmak önemli olan. Yani istiridyenin içindeki inciyi bulana kadar bütün istiridyeleri açacaksınız (gülüyor). Hangisinin doğru kabuk olduğunu açmadan göremezsiniz. Başka çare yok. Hayatta böyle… Çok ince eleyip sık dokumak bazen fayda sağlamaz. Mesela çok arkadaşım var, “Ay ben daha çocuk yapmayayım, önce bir evim olsun, arabam da olsun” gibi mazeretler üretiyorlar. Çocuğunla bunun ne ilgisi var? Belki çocuk daha çok motive bile edebilir kadını. Erkeğin durumu daha farklı tabii burada, baba doğulmaz, baba olunur. Onlara babalığı kadın öğretiyor. Erkekler de bu yüzden bu sorumluluğu çok erken almak istemiyorlar. Bir de erkek annelerinin çocuklarını nasıl hazırladığı çok önemli. Çok disiplinli yetiştirmek ya da çok pohpohlamak da iyi değil.

Son zamanlarda kadına yönelik şiddette de en çok bundan yana dert yanılıyor…

Küçük çocuk gördüğünü uygular. Annesi babasına nasıl davranıyorsa, aynı davranışı başka bir kadın üzerinde tekrar eder. Papağan gibidir onlar. Sen ne dersen onu söyler. Küçük bir erkek ya da kız çocuğu diye değil, insan olarak bakmak lazım. Biz şiddetle besleniyoruz. İnsan psikolojisi böyle. Şiddet uygulayan erkeği mahallesinde de araştırın, orada da kavgacıdır, bir şeylere isyandadır. O kendini öyle mutlu hisseder. Öyle birey yerine koyulduğunu hisseder. Çünkü biz takdir edilmek nedir pek bilmiyoruz. Ancak kaba kuvvet uygulanınca sözümüzün geçeceğini, takdir göreceğimizi zannediyoruz. Çünkü evde takdir görmemişiz ki... Evde anneden, babadan dayak yersin. Okula gider öğretmeninden dayak yersin, sokakta arkadaşından dayak yersin… Bakın erkek annelerine, “Benim oğlumun elinin kiridir yapar” diyerek çocuk yetiştiriyorlar. Bu çok yanlış. Bu şiddet sorununu eğitimle çözebilirsin ancak. İlkokullarda rehberlik dersi vardı, o derse öğrenciler girerdi. Yanlış, veliler girmeli o derse. Anne babayı o derse girmek için mecbur tutacaksın. Oraya bir psikolog ya da pedagog koyacaksın. Ve o anne babanın ruh durumunu çözeceksin. Gerekirse her hafta geldiğine dair kart bastıracaksın. “Yoksa alırım çocuğunu elinden” diyeceksin. Bu denetlemeler dünyada var ve tıkır tıkır işliyor. Ben umutluyum. Bir şeylerin olacağına inanıyorum. Burada devlete çok iş düşüyor.

‘TÜRK-KÜRT AYRIMINI BIRAKIP İNSANLIĞIMIZI SORGULAMALIYIZ’

Sizce devlet yeteri kadar bu sorunların üstüne eğiliyor mu?

Ben dediğim gibi bir şeylerin olacağına inanıyorum. Bizim Türk aileleri önce çocuğunun hangi okula gideceğini, okulun seviyesini ve yıllık ödemesini düşünüyor. Bizim insanımız hep bununla ilgileniyor. Mesela evlerimizde de, nasıl koltuğumuz, perdemiz olduğu, eski modellerin yeni modellerle ne zaman değiştirileceği, hep bir tartışma konusudur. Bu konuda yarış atı gibiyiz. Bu en ücradan en zenginine kadar böyle. Hayatta nitelik ve nicelikler vardır. Burada öğretmen gibi konuşuyorum ama okuduğum için konuşuyorum. Ben psikoloji mezunuyum. Benim eğitimim bu. Şunu anlatmak istiyorum, nitelik ve nicelikleri karıştıran toplumlar bizim gibi olur her zaman. Bütün dünyada listeleme yaptıklarında biz neden alt sıradayız? Milli gelir seviyemiz hep düşük. Gelir düşük olunca, hafta sonu o çocuğu istediğin yerlere götüremezsin, istediğin gibi besleyemezsin, tatile götüremezsin, basketbol oynatamazsın, yani yeteneklerini keşfedip, kafasını meşgul edemezsin. Bunlar çok önemli şeyler. Tek sorun, “Biz neden kadınlarımızı dövüyoruz?” değil ki… Hepsi birbiriyle zincirleme zaten. Üremek ve çocuk doğurmak, ülke olarak büyümek değildir. Bak Hindistan da ürüyor ama ne kadar gelişmiş bir ülke olduğu tartışılır… Sen yaptığın üç çocuğa da aynı eğitimi veremiyorsan, bu gelişmişlik olmuyor. “Sen Türk’sün, sen Kürt’sün” ayrımını bırakıp insanlığımızı sorgulamalıyız.

RÖPORTAJIN DEVAMI HAFTA SONU DERGİSİ 15/2015 SAYISINDA...

2Q2A2895

 

 

 


Ortam

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Sevimli Tehlikeli oyuncularının Hafta Sonu çekimi

0:00 Play

Demet Akalın röportajı kamera arkası

0:00 Play

Hepsi

Röportaj

Moda & Güzellik