Logo
Bu sayfayı yazdır

Gülçin Santırcıoğlu: ‘Dizi sektörü metres kabul etmiyor’

Gülçin Santırcıoğlu: ‘Dizi sektörü metres kabul etmiyor’

Erdinç YAPAN
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.


‘Elveda Rumeli’ dizisiyle tanıdığımız, ‘Türev’ filmiyle ‘Umut Veren Kadın Oyuncu’ ödülünü kazanan Gülçin Santırcıoğlu’yla Cihangir’de bir araya geldik. Bol kahkaha ve yer yer gözyaşı dökerek geçirdiğimiz sohbetimizde, başarılı oyuncunun çok farklı yönlerini tanıma fırsatı bulduk...

‘Bir Çocuk Sevdim’ dizisi kanal değiştirdi. Peki, bu değişiklik ekip üzerinde bir etki yarattı mı?
Kemik ve kaliteli bir ekiple çalıştığımız için farklı bir duygu ya da etki olmadı. TMC zaten bu anlamda çok profesyonel bir şirket olduğundan böyle bir değişikliğin etkisi olduysa bile, bize yansıtmadı. Yeni kanalımızda, ilk günkü heyecanımızla işe devam ediyoruz.

Dizi uzun zamandır devam ediyor. Bu süre zarfında oyuncular arasında bir ego çatışması ya da tatsızlık yaşandı mı?
Çok profesyonel ve işinde başarılı insanlarla çalıştığınızda, başınıza böyle şeyler gelmiyor. Ekipte daha çok tiyatro kökenli insanlar olduğundan işe çok profesyonel yaklaşıyorlar. Bu tarz durumları başka işlerde yaşadım, yaşamadım diyemem. Ama burada durum gerçekten farklı, sete çok huzurlu gidiyorum.


12041-roportaj3-1

Cihangir’de buluştuğumuz Gülçin Santırcıoğlu’yla kimi zaman hüzünlenerek, kimi zaman gülerek sohbet ettik o gün...


Evlilikleri dağıtan kadınlara her zaman kötü gözle bakılır. Bu tarz rolleri kabul etmek bir oyuncu için zorlu bir tercihtir. Siz rolü kabul ederken endişeler yaşadınız mı?
Böyle bir konuda tedirginlik yaşamadım. Zaten yaşayacağım tek tedirginlik, o rolün derinliğiyle ilgili veya rolün altından kalkmakla ilgili endişelerim olur. Yine söylüyorum, çalıştığım ekip o kadar profesyonel ki, dizi için görüşmeye gittiğimde dizideki rolün bir yıl sonrasını görme fırsatım bile oldu. Ayrıca hayatta her şey var. Kim iyi veya kim kötü ne biliyoruz ki!

Halkın arasına karıştığınızda tepki görüyor musunuz? Yaşlı teyzelerden ya da başkalarından...
Ben kötü kadını oynamıyorum aslında, ben de mağdur ve yaralı bir kadınım. Eşi de çok iyi ve zararsız bir kadın ve o da mağdur. Dizide kötü kadının pençesinden kurtulmaya çalışan adamın hikayesini anlatmıyoruz. Yine de dediğiniz gibi “Bak evli adamın yuvasını dağıtıyor” diyen teyzelere denk geliyorum (gülüyoruz). Çok şükür ki kötü bir üslubu olan birine denk gelmedim.

Peki ya denk gelirseniz?
Aslında denk gelebiliriz. Ben şöyle düşünüyorum; eğer biri, sizi karakterinizi bilmeden ekrandan tanımışsa, sizi sevmeme gibi bir durumu olabilir. Çünkü Gülçin’i tanımıyor, onun sevgisi ya da nefreti Sebahat’e. O yüzden bu konuya temkinli yaklaşıyorum.

Sokağa çıkmaktan endişe duyduğunuz oluyor mu?
Ben asla böyle bir şey düşünmüyorum. Sokağa çıkmayı çok severim. Çarşı-pazar dolaşırım ve korkmuyorum. İnsanlarla dirsek temasındayım. Hiçbir zaman kendimi çekip bir hapishaneye tıkmam. Bir masala hapis olma durumum yok.


Oyuncuların kaliteli olması, dizinin reytingine daha mı çok etki ediyor? Ya da önemli olan senaryo mu?
Tek bir şeye bağlanmasının imkanı yok. İyi bir senaryo olacak, o işi seven insanlardan oluşan bir cast kurulmuş olacak... Genelde işler başarısız olduğunda suç birine atılır. Günah keçisi aranır, çok şükür şu anda bizde böyle bir durum yok. Zaten başarıyı ya da başarısızlığı tek bir insana yüklemek diye bir şey söz konusu olamaz. Oyuncular ya da senaryo çok iyi olduğu için iş tutuldu gibi bir durum da yok. Bu bir bütün ve birbirinden ayırmak anlamsız geliyor.

Kısa sürede yayından kalkan diziler var. Bunun altında yatan sebep ne olabilir?
Hiçbir fikrim yok aslında. Konuşulanlar var, ben de içerinden biri olarak bunlara tanıklık ediyorum ama “Bu dizi tutar” ya da “Tutmaz” diyebilen biri değilim. Çünkü neden tutmadığı hiç belli olmuyor. Ben tercih ederken tabii ki iş uzun soluklu olsun istiyorum ve bu düşünceyle o projeyi seçiyorum. Nasıl bir şirketle çalışacağıma bakıyorum. Yine de bunların ölçütü, yayından kalkan iş kötüdür ya da uzun süre devam eden iş iyidir olmamalı. Sanırım diziler şanslarıyla doğuyor.

‘Memlekette Demokrasi Var’ filminde sizi evli bir erkeği ayartan kadın rolünde görünce, bu tarz roller neden size geliyor diye düşünmeden edemedim.
(Gülüyoruz) Tesadüfen denk geldi sanırım. Bir de o sinema filmi olduğundan... Zaten bir başka dizide benzer bir rol gelseydi, kabul etmezdim.

Oyunculuğa ilk adımınız ‘Türev’ filmiyle oldu, ardından ödül geldi. Oyunculuk böyle başlayınca kişide nasıl bir motivasyon yaratıyor?
Bu tarz bir ödülden sonra oyuncuda sadece legalleşme ve kabul görme durumu oluyor. Tabii ki bu çok tatlı bir his veriyor ve yapabilirim diye düşünmeye başlıyorsunuz. Çünkü, “Olur mu olmaz mı? İyi mi değil mi?” düşüncesi içinde kendimi çok hırpalayan bir oyuncuyum. Sonuçta iyi bir şey yapınca ve bu kabul görünce, sıradaki işin nasıl olacağıyla ilgili bir tedirginlik yaşamaya başlıyorsunuz. “Bu başarıyı sürdürebilecek miyim?” durumu oluyor.


12041-roportaj3-2


Türk halkı olarak mütevazı insanı da sevmiyoruz pek. ‘Umut Veren Kadın Oyuncu’ ödülünüz de var. Bu size ne gibi kapılar açtı?
Kapılar açmaz mı, açtı elbette. Mesela, diğer filmlerin de yolunu açtı. Ben sinemaya aşık bir oyuncuyum, o anlamda sinema filmlerinin kapısını açtı ve onlar arasından seçim yapma şansı sundu. Bu işte, insanın meslek hayatıyla özel hayatını net bir şekilde ayırması gerekiyor. Dediğiniz gibi halkımız hem kendi gibi olsun istiyor, oldu mu da rahatsızlık duyuyor ve başka bir yerde de dursun istiyor. Ben işimdeki başarımı ya da başarısızlığımı, egomu, sinirimi, mutsuzluğumu sokakta karşılaştığım insandan çıkarmıyorum. Yani orada apayrı bir durum var. Bir manavdan bir kilo domates alıyorsam, bir kilo domates alan insan oluyorum. Ben filmlerde oynadım, o zaman domates daha lezzetli olsun gibi bir talep içinde değilim.

Halk olarak ödüllü filmleri sevmiyoruz. Peki, yönetmenler ödüllü oyunculara sizce nasıl bakıyorlar?
Bizler çok büyük gibi görünse de, çok küçük bir sektörün içindeyiz. Kaç tane yönetmen ve oyuncu var ki? Zaten oyuncu, “Ben ödül aldım” diyerek kendisini çok farklı bir yere koyuyorsa, kendisinin kişisel problemleri vardır. Ayrıca iyi film çekmek isteyen bir yönetmen, iyi bir oyuncuyla bir araya gelecektir, bunun aksini düşünmek saçma olur.

Müzik eğitimi aldıktan sonra hayat sizi oyunculuğa yöneltti. Geriye bakınca bu durum hoşunuza gidiyor mu?
Aslına bakarsanız müziğe başladığım dönemde onun üzerine yürümüş olsaydım, oyunculuğun beş katı kadar tanınan bir isim olurdum. Müzikle, insanlara daha kolay ulaşıyorsunuz ve ben oyunculuk sevdasına tutulduğumda dizileri ya da böyle bir dünyayı düşünmemiştim. Benim derdim filmlerdi ve zaten kısa filmlerle başladım. Müziği de bırakmadım. İnsanlarda şöyle bir algı var; yaptığınız şey görünmediği sürece yapmıyormuşsunuz gibi oluyor. Ben şarkı söylemeye devam ediyorum, sadece kanal kanal gezmiyorum. Öyle yapıyor olsaydım, aktif olarak hem şarkıcı hem oyuncu olurdum. Ben oyuncu olarak da kanal kanal gezmiyorum. İyi ki diziler tutuyor da beni görüyorsunuz (gülüyoruz). Müzik benim hayatımda her zaman var.

RÖPORTAJIN DEVAMI HAFTA SONU DERGİSİ 2012/14 SAYISINDA...


Ortam

Hafta Sonu Dergisi © www.haftasonu.com.tr Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.